Arşiv: Mart, 2010

GÜNEŞ GAZATESİ YAZARI RIZA ZELYUT’UN AZİZ ÜSTADIMIZA YAPTIĞI HAKARET VE DENSİZLİĞE KARŞI YAZILAN UYARI VE TEKZİP YAZISIDIR.

Cuma, Mart 26th, 2010

SAYIN  RIZA ZELYUT BEY,İlkönce kendimi tanıtayım. İsmim Nejat Eren. Antalyalıyım. Ve bu güzel şehirde ikamet ediyorum. Emekli İngilizce öğretmeniyim. On beş seneden beri Yeni Asya Gazetesi bünyesinde İlkönce Ege Bölge temsilcisi olarak, şimdi ise Yönetim Kurulu ve aynı zamanda haftada bir defa yayınlanmakta olan“Hasbihal” köşesi yazarı olarak görev yapmaktayım.SAYIN ZELYUT,
Bir arkadaşımın gönderdiği maille sizinle muhatap olma gereğini duydum. Sizin adınıza çok çok üzgün olduğumu belirtmek isterim.
Çünkü ben de bir yazarım. Basın mensubuyum, bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım. Ayrılan tarafımız ise sizin hakaret ettiğiniz Bediüzzaman Hazretlerinin hayranıyım. 40 yıldır da devamlı olarak kitaplarını zevkle okuyorum. Onun hakkında Güneş Gazetesinde yazmış olduğunuz cidden amacını aşan ve size v (more…)

GÜNEŞ GAZATESİ YAZARI RIZA ZELYUT’UN AZİZ ÜSTADIMIZA YAPTIĞI HAKARETE YAZILAN UYARI VE TEKZİP YAZISIDIR.

Cuma, Mart 26th, 2010

SAYIN  RIZA ZELYUT BEY,İlkönce kendimi tanıtayım. İsmim Nejat Eren. Antalyalıyım. Ve bu güzel şehirde ikamet ediyorum. Emekli İngilizce öğretmeniyim. On beş seneden beri Yeni Asya Gazetesi bünyesinde İlkönce Ege Bölge temsilcisi olarak, şimdi ise Yönetim Kurulu ve aynı zamanda haftada bir defa yayınlanmakta olan“Hasbihal” köşesi yazarı olarak görev yapmaktayım.SAYIN ZELYUT,
Bir arkadaşımın gönderdiği maille sizinle muhatap olma gereğini duydum. Sizin adınıza çok çok üzgün olduğumu belirtmek isterim.
Çünkü ben de bir yazarım. Basın mensubuyum, bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım. Ayrılan tarafımız ise sizin hakaret ettiğiniz Bediüzzaman Hazretlerinin hayranıyım. 40 yıldır da devamlı olarak kitaplarını zevkle okuyorum. (more…)

İŞTE O DAVA! İŞTE O ADAM! İŞTE O GAZETE!

Cuma, Mart 26th, 2010

 Her nimet bir zorluğu gerektirir. Her büyük dava da ağır faturalar ve bedeller ister. Çoğu zaman da ızdırab ve zorlukların arkasında saadet ve mutluluk gelir. Hayatın gerçek lezzet ve saadetini isteyen her fani için meşruiyet ve helâl dairesinde talep edilen nimetlerin karşılığı ve bedeli budur. Sıkıntısız, alın teri olmadan gerçek saadet ve mutluluğun elde edilmesi mümkün değildir.Huzur ve saadetin iki cihandaki vazgeçilmez adresi İslâm’dır! Kur’an’dır! (more…)

HAKİKATE OLAN İHTİYAÇ VE BATILI İNSANIN MANEVİ BEKLENTİLERİ

Çarşamba, Mart 17th, 2010

Her insanın fıtratı, yani yaratılışı, mizacı, gerçek manadaki temel ihtiyaç ve arzuları: her yerde her an hemen hemen aynı çizgide birleşiyor. Çok fazla farklılık arz etmiyor.Dünyaya gelip insanca yaşamayı isteyen, arzulayan her insan: hak diyor ve istiyor, adalet diyor ve istiyor, vicdan diyor ve istiyor, insaf diyor ve istiyor, doğruluk ve istiyor, sıdk diyor ve istiyor, merhamet, şefkat diyor ve istiyor. Kısacası gerçek manada huzur, saadet ve insana lâyık bir şerefle yaşmak istiyor. Çünkü her insana yaratan tarafından verilmiş olan sayısız cihazlar, binlerce duygular, birçok çeşitli hisler, bunca mizaçlar ancak onu yaratana tabi olup ona intisap etmekle ancak tatmin olur, teskin olur, mecraında yürür. (more…)

AVRUPADA NUR HİZMETLERİ VE DEĞİŞEN AVRUPA

Çarşamba, Mart 17th, 2010

“Medeniyetin ” beşiği sayılan, işin aslında ise dinden uzak ve mimsiz medeniyetin çok şiddetli propaganda ve reklâmlarıyla birçok insanın görmek için can attığı ve halen bu cazibesini devam ettiren kıtaydı Avrupa.

            Dinden uzaklaşıp, materyalist felsefenin çekim sahasını bilerek tercih eden ve bunun neticesinde de İki dünya harbinin ağır faturasını ödemek zorunda kalan ihtiyarlamış olan maddeci bir Avrupa vardı. Bu anlayışın hâkim olduğu ihtiyar kıtada; “inşaat ve üretim” alanında beden gücüne dayanan insana ihtiyacı vardı. Bu şartlar onu genç ve dinamik insan potansiyeli olan ülkelere yönelmeye mecbur etti. Afrika ve Asya ülkelerinden taze insan gücüne ihtiyacı çerçevesinde ilkönce Almanya 1963 Yıllarında Türkiye’nin kapısını çaldı. Karşılıklı anlaşmalarla Türkiye’den Almanya’ya iş gücü odaklı “gurbet yolculuğu” başladı. Bilâhare bu “beden gücü” bütün Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde sürdü ve bu günkü ikinci vatan konumuna geldi. Birinci nesil artık Avrupa- Türkiye ekseninde “emekliliğini” yaşarken bile kendini daha çok  “Avrupalı” sayıyor. Çünkü buradaki geçim standardı ve şartlar ve en önemlisi “sistem ve demokrasi” Türkiye’ye göre kıyaslanmayacak kadar farklı ve hak sahiplerinin lehinde işliyor. (more…)