“Medeniyetin ” beşiği sayılan, işin aslında ise dinden uzak ve mimsiz medeniyetin çok şiddetli propaganda ve reklâmlarıyla birçok insanın görmek için can attığı ve halen bu cazibesini devam ettiren kıtaydı Avrupa.
Dinden uzaklaşıp, materyalist felsefenin çekim sahasını bilerek tercih eden ve bunun neticesinde de İki dünya harbinin ağır faturasını ödemek zorunda kalan ihtiyarlamış olan maddeci bir Avrupa vardı. Bu anlayışın hâkim olduğu ihtiyar kıtada; “inşaat ve üretim” alanında beden gücüne dayanan insana ihtiyacı vardı. Bu şartlar onu genç ve dinamik insan potansiyeli olan ülkelere yönelmeye mecbur etti. Afrika ve Asya ülkelerinden taze insan gücüne ihtiyacı çerçevesinde ilkönce Almanya 1963 Yıllarında Türkiye’nin kapısını çaldı. Karşılıklı anlaşmalarla Türkiye’den Almanya’ya iş gücü odaklı “gurbet yolculuğu” başladı. Bilâhare bu “beden gücü” bütün Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde sürdü ve bu günkü ikinci vatan konumuna geldi. Birinci nesil artık Avrupa- Türkiye ekseninde “emekliliğini” yaşarken bile kendini daha çok “Avrupalı” sayıyor. Çünkü buradaki geçim standardı ve şartlar ve en önemlisi “sistem ve demokrasi” Türkiye’ye göre kıyaslanmayacak kadar farklı ve hak sahiplerinin lehinde işliyor. (more…)