HAYATIN SERAP HALLERİ VE KURTULMA YOLLARI.
İçinde bulunduğumuz asır insanlık tarihinde benzeri görülmemiş haller arz ediyor. Bu asra dair tariflerde; Kur’an ve hadisi şeriflerde en dehşetli hallerinden öne çıkanı:”Fitneyi ahir zaman” olarak ifade edilmiş. Bu dehşetli hale alet olup cazibesine kapılmanın sebepleri ise: Kalın gaflet perdesi, kör hissiyat, cehalet, enaniyet, hırs, bencillik, ülfet, aşırı dünya sevgisi… Vb daha birçok sebebler ortaya konmuştur. İnsanlığın yıldızları olan güzide sahabelerin bile şerrinden Allah’a sığındığı böyle bir zamandan ve fitneden azade kalmak, uzak durabilmek, cazibe ve çekiciliğine kapılamamak oldukça zordur. Bu hal; fert ve toplum için çok önemli ve lüzumlu bir konudur. Başta semavî din mensupları olmak üzere bütün insanlık için büyük bir toplumsal dert ve belâdır. Çünkü bir köy haline gelen dünyada her insanın ister istemez dış dünyayla devamlı bir bağlantı ve irtibatı vardır. Bundan kaçınmak mümkün değildir. O zaman akıllı insana düşen; hem derdi teşhis etmek, hem de çaresini bulma yolunda gayret sarf etmektir. Nasıl ki her insan yakalandığı bedeni hastalıktan kurtulmanın her türlü çaresini arıyor, çok çeşitli yollara baş vuruyorsa; bu dehşetli ruhî ve kalbî belâdan da kurtulmanın çarelerini bulmaya çalışmalıdır. Tabi ki bu iş çok zor bir iştir. Ama imkânsız değildir. Bu zorluğu kolaylaştıracak reçete ve çözüm elhamdülillâh ki şu anda insanlığın elinde vardır ve hazırdır. O da: “Kur’anî bir reçetedir”. Bu konuda yer kürede en bahtiyar insanlar da: “Mu’cizevî Kur’an Reçetesine” muhatap olan topluluk ve cemaattir. Çünkü onların ellerinde: “Dünyada maddi ve manevî hiçbir şeye alet ve tâbi olmayan muazzam bir çözümler hazinesi mevcuttur.” O da: Risalei Nur Külliyatıdır! Orada, dert de, çare de en kısa ve özlü olarak tespit edilip, akılların, kalplerin, hislerin ve ruhların en güzel ve tesirli bir şekilde kabullenebileceği bir tarzda izah ve şerh edilip insanlığın önüne konmuştur. İşte bazıları: Tembellik yerine vazifedarlık, Kudsî ve her saati bir gün ibadet hükmüne geçecek kıymette olduğuna şüphe edilmemek lâzım gelen Kur’ânî hizmete vakit ayırmak. Bu hizmetin ulviyetini düşünerek, elden çıkmadan evvel gözü dört açıp ölmeden önce hayatın kadrini bilmek. Ümmeti Muhammediyeyi dalâletten kurtarmak hususundaki ihlâslı mücahedeye devam etmek. Mevcudat içinde en kıymettar şey olan hayata hizmet etmek. Her dâvâ adamının vazifesi, yalnız kendi îmânını kurtarmak değil; belki başkasının îmanlarını da muhafaza etmeye mükellef olduğunun idrakiyle hareket etmektir. İmana hizmetin de, ancak hizmete ciddî devam ile olacağının şuurunu yakalamak. Saffı evvellerin ve birinci kuşak Nur hâdimlerinin yakalayıp tatbik ettiği hem malını, hem istirahatini, hem dünya zevklerini, hem lüzum olsa hayatını Nurun hizmetinde fedâ edebilmek.Nefislerimizi bu fedâkârlığa ikna edip uygulamaya geçirmek. Benlik, enaniyet, gurur, gıybet, hırs, şöhret gibi şeylerden çekinmek. Tevâzu, mahviyet ve terk-i enâniyeti öne çıkarıp ona uygun hareket etmek. Hakkın savunucusu olarak: mahviyetkârâne dâimâ kusurunu görerek, kendi nefsini suçlayıp başkalarını suçlamaktan vaz geçmektir. Böyle ağır şartlarda kahramancasına îmânını ve kulluğunu muhâfazanın büyük bir makam olduğunu bilmek. Tesânüd ve dayanışmayı katiyen ihmal etmeden, başkaları hakkında sû-i zana girmeden, inşikak, ayrılk ve taraftarlığa pirim vermemek. Hayatın normal akışı içersinde zuhur eden bazı olumsuzluk karşısında perdeyi yırtmamak. Daima fenalığa karşı iyilikle mukâbele edebilmek. Hiçbir zaman ihtiyatı elden bırakmadan hakiki iman hizmetine devam etmek. Her zaman iyilik duygularıyla oturup, kalkmak ve hep güzelliklere tercüman olmak. İyilik ve güzellik yolunda yürüyen ayakların baştan daha yüce, ihsan hisleriyle çarpan gönüller de Kâbe kadar kutsal olduğunun şuuruna ermek. İmana hizmet çizgimizdeki hızımızı her geçen gün daha da artırmak, insanî değerlerin aşındığı bir dünyada bu kabil hizmetin su kadar, hava kadar insanlığın ihtiyacı olduğunu anlayıp anlatabilmek. Hep hayrı düşünüp, hayır konuşmak ve hayırlı işler istikametinde koşmak!
Bayrakların, hareket halindeki insanların omuzlarında daha bir güzel göründüğünü idrak etmek. Arıların, bal yaptıkları müddetçe mübarek kabul edildiğini unutmamak. Askerler gibi bayrak taşımak, arılar gibi kovanını balla doldurmak. Tembellik ve gafletten uzak olarak, sevimsizliğe düşmeden, her zaman insanlığa hizmette emre âmâde bulunup fâni dünyaya bu şekilde veda eteye hazır olabilmek. Devamlı dikkatli ve tetikte olarak, günahlardan arınmaya çalışmak. “Rekabete ” girmeden kardeşlik ve muhabbet kanallarını açık tutmak. İkaz edeceksek ilkönce kendimizi ikaz etmek, başkalarını ikaza kendimizi mecbur hissettiğimiz zaman onların şahıslarını değil, onlardaki; his, heves, kör hissiyatı ikaz etmek. Risale-i Nurlarla “kemale ermeye” gayret etmek. Meşveretten hiç kopmayarak, plânlı ve prensipli olmaya inanarak tatbikini yapmak. Mensup olduğumuz bu güzel cemaat ve camiayla irtibata kesintisiz devam etmektir. Çağın büyük reçetesi Risalei Nurları her defasında bir başka açıdan, bir başka ruh ve kalp haliyle tekrar tekrar devamlı okumak.
Bayrakların, hareket halindeki insanların omuzlarında daha bir güzel göründüğünü idrak etmek. Arıların, bal yaptıkları müddetçe mübarek kabul edildiğini unutmamak. Askerler gibi bayrak taşımak, arılar gibi kovanını balla doldurmak.
Şu zamanın en mühim vazifesinin, imana hizmet olduğunun şuuruyla Kur’ân deryasının en mühim ibadetlerinden olan tefekkür deryasına dalıp, saâdet-i ebediyenin anahtarını bulma gayretinde olmaktır. 14.01.2010 NEJAT EREN