HADİSELER KARŞISINDA AFALLAMAMAK.

Evet, “afallamak” aslında bir dengesizlik, pusulayı şaşırma, ölçüyü kaybetme, itidali yitirme ve şaşkınlık halidir. Gerçek değerlerin kaybolması, aklın tutulması, mantık ve muhakemenin ortadan kalkmasıdır.

Yanlışlıkların, savrulmaların, ters dönmelerin, ekseni kaybetmenin, acziyetin, teslimiyetin tezahür ve cinnet halidir.

“Afallamanın” en acısı hali de: sapıtma ve saptırma, muhalifine teslimiyet, hakka karşı hürmetsizlik, asıl mihver ve istikametten inhiraf. Şahsiyetsizlik, gaflet, gerçeklerden kopuş, sosyal bir sapıklık, siyasî bir dalalettir.

Son yıllarda Dünyada ve ülkemizde meydana gelen bunca olaya bakarak toplum ve bireylerde birçok konuda bir “afallama” ve akıl tutulması, bir dehşet ve hayret, gerçeklerden uzaklaşma olduğunu düşünüyorum. Bu konuda ciddi otoritelerin de işaret ettiğini biliyorum.

Buna örnek olarak da: Bu haftaki yazıma kendi indi ve şahsi mütalaalarımın yerine, geçen yıl bizzat katılıp, takip ettiğim, 7 Şubat’ 2009 tarihinde Mısır’ın Başşehri Kahire’de yapılmış olan “Bediüzzaman Sempozyumunda tebliğ sunan ve ilmi sahada büyük otorite olan,  Ezher Üniversitesi ülemalarının harika tespitlerinden not aldığım önemli hususları bahse mevzu konuya yardımcı olur düşünce ve mülahazısyla nazarlarınıza vermek istiyorum.

Yazının ağırlıklı konusu olarak ta Ezher Üniversitesi Öğretim Görevlisi. Dr. Mahmut Ebuleyla’nın harika tespitlerine ayırıp sizinle bunları paylaşmak istiyorum: İşte Dr. Mahmut Ebuleyla’nın yazıya başlık olan harika bir tespiti:  “Bediüzzaman Said Nursi “Batı Medeniyeti” karşısında afallamadı!”  

Evet, üstadın kendi ifadeleriyle beyan buyurduğu: “Bu hasta ve gaddar ve bedbaht asrın bela ve vebasından ve zulüm ve zulümatın dan en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nur’un mîzanları ve muvazeneleriyle, neşrettiği nur olduğuna kırk bin şahit vardır. Demek Risale-i Nur’un dairesine yakın bulunanlar içine girmezse, tehlike ihtimali kavîdir.…vb (Tarihçe: 259) tabirleriyle ifade ettiği  ve  yine: “Ey kardeşlerim! Bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde, hadsiz bir metanet ve îtidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir.” (Tarihçe: 271) tespitiyle işaret edip olayın dehşetini ortaya koyduğu tespitler akıl sahipleri için şaşmaz ve şaşırmaz bir ölçü ve pusuladır. Üstadın bu dehşetli hallere dikkat çekmesi ve uyarması kendini bu davaya verdim diyen ve bu konuya muhatap olan herkes tarafından dikkate alınmalıdır. Kendi dünyasında bunu bire bir yaşayıp bütün insanlığa ve özelliklede talebe ve hayranlarına her konuda olduğu gibi bu konuda da örnek bir hayat ve şaşmaz bir tatbikat bırakan azizi üstadın bu vasiyet ve tavsiyesine karşı sorumluluk ve vebal yerine getirilmesi gerekir. Bunun için özellikle bu konuya dikkat çekmek hissiyatımı sizlerle paylaşmak istedim.

Yine üstadın orijinal ifadesiyle buyurduğu “seriüttesür ruhlar”; yani en ufak hadislerden bile çabuk etkilenen hassas ve kırılgan ruhlar” tespitine atıfta bulunarak; her ruh ve şahsiyetin kendi benliği ve özelliklerini dikkate alarak şahsı manevideki sağlamlığı pekiştirmek ve sarsınlanlara yardı edip menfi tavırları önlemek için azami derecede dikkat ve ihtimam gösterilesi lazım geldiğini düşünerek  çare arayışlarının gözden uzak tutulmaması lazım geldiğini düşünüyorum.  olay ve şartların gereği toplumda bazı şahsiyet ve kişilik profilindeki olumsuz değişimlere bigane kalmadan müspet maada takviyelerin birlikte ve meşveret zemininde, ortak akıl çerçevesinde yapılmasının gereği ve önemine atıfta bulunulmasını nazara vermek istiyorum.  

Daima; “Sadakat ve “sabitkadem” olma çizgisinde topluma bir örnek ve mihenk olacak  “dava adamlarındaki” “sarsılma ve afallama” hallerinin büyük veballeri de beraberinde getirdiğine inanıyorum.  Sarsılmama ve kendi hizmetine ve işine bakma hakikatinin, Hakkı tebliğ ve yaşama aksiyonerliğinin,  ilâhiliğe dayanan hükümlere sarılma ve nefsinden başlayarak onları pratiğe dökme amaç ve gayesinin ön plana çıkarılması gerekir. Ulvî ve güzel hasletlerin hayata geçirilmesi için sistemli ve plânlı projelerin yapılmasına yardımcı olur ümidiyle bir çıkış yolu için bunları gündeme getirmeye çalıştığı da samimi olarak ifade etmek istiyorum. Çünkü kudsi bir dava olan Risalei Nur hareketinin özünün, semavilik, ilâhilik, hak, sadakat, ümit, yüksek ideal ve ulvî gayeler olduğuna inanıyor ve bu konuda ümitlerimi taptaze muhafaza ediyorum elhamdülillah.  İçinde bulunduğumuz toplum a”artı değer katmanın” milli ve manevi bir görev olduğunu düşünüyorum.

Bunun içindir ki: Yine yukarıda sözünü ettiğimiz Dr. Mahmut Ebuleyla’nın aynı sempozyumda ortaya koyduğu gerçeklere hep birlikte bir kulak verelim diyorum.

“Müslümanlar mağlup ve mahzun olduğu zamanlarda O hiç ümidini kaybetmemiştir. İnsanlar İslam’ı dar buldukları ve gücünden şüphelendiklerinde İttihadı Muhammediyi tarif ederek ihtizaza gelecek olan azim kuvveti ve vüs’ati göstermiştir. Herkes karşısında olduğu zamanlarda, bütün İslam coğrafyasında vesile, üslup ve kadroları ıslah etmiştir. İslâm’ın avdeti İnşallah daha kuvvetli olacaktır. Bu imanın amele tebdil edilmesi ve ete kemiğe bürünmesi gerekir.

Cenab-ı Hak gücünüz yettiği kadar güç hazırlayın diyor. Bu bir zaman istiyor. Ancak kuvvet elinizde olsun demiyor.

Bediüzzaman Said Nursi imandaki kuvveti gösteriyor. Bu kuvvet bazen Cenab-ı Hakka karşı acz oluyor. Bazen de akli, medeni ve sivil ruhu terbiyeyi kapsıyor. İslam âleminin hepsini kapsıyor. Bu bir medenileşmedir. İman olmazsa insan olmaz İman her şeyin her türlü medeniyetin temelidir. İman rabıtası üzerinde Bediüzzaman Said Nursi çok durmuştur. İmanın bu gücü, Müslümanların elindeki en büyük kuvvet ve canlı bir zahiredir. Bu kuvvet ve manevî güçtür ki, şer odaklarının ellerinde koz olarak İslâmiyet ve Müslümanlar aleyhinde yanlış olarak kullandıkları  “ laik sultasının da” tesirini kıracak en büyük bir güç ve sultadır.”

“Bediüzzaman’ın İctihad Risalesinde bahsettiği gibi: “ zihin saf olmazsa kalp te safi olmaz.”  Müceddit safi olacak ki safi olmayan ve İslâm’a zararlı olan yabancı şeyleri bertaraf etsin! Değilse nasıl bertaraf edecek?”

“Kamil iman dinin kemali ile imanın tekâmülü üzerinde duruyor. İman gerçeklerini batıdaki ilimlerle sınamamak gerekiyor. Bu sahada doğru teşhisler konulamazsa netice almak mümkün olmaz. İşte Bediüzzaman Said Nursi bütün bu siyasî, sosyal ve ideolojik konularda yaptığı mükemmel içtihatlarla devlet- millet ilişkisi ve çözümlerinin tespitini yapmış, izahını ve çözümünü de birlikte sunmuştur. Bediüzzaman Said Nursi sadece Müslüman dünyası için değil bütün insanlık için Cenab-ı Haktan bir nefha idi. Osmanlı ordusu dağıldığında ona moral verip manevî takviye niteliğinde fikir ve görüşleri aslında sadece o orduya değil bütün İslâm devletleri ve ümmete bedel Cenab-ı Hak bu insanı ümmete vermiştir,  böylece ümitsizlikleri ortadan kaldırmıştır.”

“Bediüzzaman Said Nursi geçmişi değil geleceği ele almıştır. Allah her zamanda yürekleri dünyaya dönmüş olanları hakikate döndürecek müceddidleri göndermiştir. Bediüzzaman Said Nursi onunla aynı çağda olmayanlara da ulaşmıştır bu faydalı ilimden öte bir sadaka-i cariyedir. Risalei Nur Talebeleri bunun taşıyıcılarıdır.”

“Bediüzzaman Said Nursi eserinde Kur’andan alınmış tohumların serpintileri vardır. Edebiyatın bütün kaidelerini üsluplarını kullanmıştır, ama asıl önemli olan; Kur’an üslubu onun ifadelerini daha çok güçlendirmiştir. Çünkü en güzel üslup Kur’andadır. Bu “ Beyanda sihir tesiri vardır”  hadisinin bu asra yansımasıdır.”

“Bu harika ve orijinal fikirlere karşı gelenler ve direnenlere oluştur ve daha da olacaktır. Ama işte hakikat bütün çıplaklığıyla ortadadır ki: Risalei Nur kendi öz hizmetini yapıyor, cihanda fütuhatına devam ediyor. Risalei Nur bir pınardır her kes ondan farklı manaları içmektedir.”  Evet, hak ve hakikat karşısında “afallamadan” istikametli, iman dolu doğru bir hayat yaşama dilek ve temennisiyle. 28.01.2010 NEJAT EREN

Comments are closed.