MASALDAN HAKİKAT DERSİ ÇIKARMAK

 “Büyük toplantıdan” “büyük davaya”  açılan ders kapısı. En büyük faziletlerden birisi de küçüklerden ders almaktır herhalde. Son iki haftada, Ege bölgesi, Akdeniz, Marmara Bölgesini kapsayan hizmet turlarımızdan sonra, tatilden istifade ile torunlarımı ziyaret için Karadeniz Bölgesindeki şirin ilimiz Zonguldak’a uğradım. İlkokula bu yıl başlayan torunum Muhammed Furkan’la “okuma” geliştirme faaliyetlerini küçük Ayşe Sude’min refakatinde üçlü bir grupla yapıyoruz. Birlikte hissiyatlarımızı paylaşmaya çalışıyoruz.  Kitap okumalarımıza ek olarak, Furkan’ımın kendi isteğiyle ve rızasıyla namazları birlikte kılarak olayı taçlandırıyoruz. Masum bir çocuğun içten gelen bir coşku ile namaz kılma psikolojisi çok önemli. Ebeveynler bu konuda çocuklara kesinlikle zorlama yapmamalıdırlar.  Aksi takdirde bu tür zorlamalar çocukların şuur altına menfi olarak işler ve ilerleyen yaşlarda tam aksi tesir yaparak olumsuz davranışlara ve tepkilere dönüşür. Tabi burada niyetimiz sizleri şahsi ve ailevî bağlarla meşgul etmek değil. Buna niyetim ve hakkım yok. İnsan olarak herkesi ilgilendiren eğitim” ve “inanç” anlayışına ve tatbikatını bir nebze yardımcı olabilmek.  Yedi yaşındaki masum bir çocuğun kendi isteğiyle ve iştahla benimle birlikte abdest alıp, birlikte namaz kılması ve tesbihat yapması, gerçekten dünyadaki en büyük zevklerden birisi. Bu güzel tatbikat beni elli beş sene öncelere götürüyor. Bendeniz, annesini küçük yaşta kaybetmiş ve onu hiç görememiş, masum ve öksüz bir çocuk olarak Toros Dağlarının zirvelerine yakın olan ilçemizde babaannemin kucağında ve onun yanında, seccadesinin köşesinde onunla, yaptığım rükûların, secdelerin ve onu taklit ederek kıldığım namazlar ve birlikte yaptığımız dualar… Bütün bunlar hayali olarak bir anda gözlerimde canlandı. Altmış sene önce atılan bu kudsî çekirdek ve tohumdur ki, kaderin sevki ve Rabbimin inayetiyle beni böyle muhteşem bir dava, harika bir külliyat, Mümtaz bir Üstad ve cihan değer bir camiayla buluşturdu.  Bu benim için daima takdir edip, şükrettiğim hayatımdaki en tatlı ve harika bir duygu! Bu sonsuz haleti ruhiyeyi yaşatan Allah’a ne kadar şükretsem azdır.             Furkan’ımın; “Küçük Beylere Masal Keyfi” adlı bir masal kitabı var. Yazarı bizim Mutfaktan yetişmiş değerli bir arkadaşımız Demirhan Kadıoğlu.  Her gün bu kitaptan birkaç masalı birlikte okuyoruz. Dünkü konumuz: “Büyük Toplantı.” Başlığını taşıyordu. Masalda, Mustafa’nın bütün organlarının yaptığı toplantıdan bahsediliyor. Birlikte takip edelim:            “Mustafa’nın bütün organları toplantı yapmaya karar vermişler. Göz, ağız, burun, kulak birinci bölgeyi, sağ, sol ve gövde ikinci bölgeyi; bacak ve ayaklar ise üçüncü bölgeyi temsil edecek şekilde isimlendirilmiş. Birinci bölgenin uzuvlarından “ağız” söze başlayarak: Birlikte yaşamamız için Bizim bölgenin uzuvları daha değerlidir. Biz olmasak diğerlerinizin önemi yoktur.”demiş. İkinci bölgenin temsilcisi vücut da: “Asıl bizim önemimiz daha büyük çünkü kalp, mide ve hayatî organlar burada.” demiş.” “Bu arada üçüncü bölgede olan uzuvlardan olan bacak ve ayaklardan itiraz gecikmemiş: Biz olmasak siz bir yere gidemez ve hareket edemezdiniz.” Demişler.”            “Nihayet derinlerden bir ses onların hepsini susturmuş! “Uzuvlar! Hepinizin ayrı ayrı vazifesi var. Biriniz olmasa, diğerinizin hiçbir anlamı yok. Her biriniz bir makinanın dişleri gibi birbiriniz tamamlıyorsunuz. Biriniz olmasa diğerinizin vazifesi yarım kalır. Sizin için olmazsa olmaz şart “ruh” tur.”            “İşte bundan sonra organlar birbirlerine bakmışlar ve bu doğru karşısında lüzumsuz münakaşa, tartışma ve rekabete son vermişler. Kendi vazifelerinin başına dönmüşler.”              Hikâye böyle bitiyor. Çocuğa eğlendirme masalı okurken bir cemaat ferdi olarak mutlaka tatbik edilmesi gereken: “birlik, beraberlik, tesanüd, istikamet ve makuliyet dersine hayalim gitti. Hikâyede geçen konuşmalar beni içinde bulunduğum “büyük davanın” müntesipleri arasındaki uhuvvet ve samimiyet; irtibat ve âlâka; sadakat, sıdk ve muhabbet münasebetlerine götürdü. Bin yıldan fazla İslâm’a beşiklik yapan bu Anadolu ve âlemi İslâm’daki Müslümanlar arasındaki münasebetleri dimağımda analiz etmeye çalıştım. Bu topraklarda bir asra yaklaşan bir zaman diliminde bütün insanlığa örnek olmuş bir Kur’anî duruşun serencamı ve bu günkü durumu hayalimde geçit yaptı. Peygamber varisliğinin sembollüğünü en üst seviyede temsil eden bir mukaddes davanın mensuplarındaki ortak sorumluluğu düşündüm. Şahs-ı manevînin bireyleri arasındaki uhuvvet, samimiyet, ihlâs, gayret, fedakârlık, himmet, hoşgörü, bağışlamak ve âlicenaplığın geçmişteki ve hâlihazırdaki takdire değer hallerini hatırlamaya çalıştım.  İslâm coğrafyasında ve camia içersinde kaderin fetvasıyla meydana gelen; zaman, zemin, farklı mizaçlara, olaylara bağlı olarak meydana gelen ve gelebilecek istenmeyen hadisleri düşündüm. Bunlardan uzak kalmanın, başa gelince de çare olabilmenin yollarını aradım. Tek çarenin yukarıda  bazılarının sayabildiğim ulvî prensiplerin bire bir nefislerde tatbikatına bağlı olduğuna kanaat getirdim. Şahsî, ailevî, toplum, millet ve insanlık hayatının buna bağlı olduğu tespitini bütün kalbimle bir defa daha tasdik ettim. İslâm davasının geleceği, şahsı-ı manevinin sarsılmazlığı, ülkenin bütünlüğü, insanlığın daha kötüye gitmemesinin buna bağlı olduğuna inandım.             Elbette ki küçüklerin büyüklerden ders alabileceği gibi, büyüklerin de küçüklerden ders alacağı çok konular vardır. Aynen onun gibi; büyük davalarda da küçük sanılan konular zaman zaman arızalara sebep olabiliyor. Bunlardan gerekli dersleri çıkarıp, kalp ve gönül yapmayı öne çıkarmak gerekiyor. Aksi takdirde fabrikanın “çarkları” üretime değil, tüketim, hasar ve tahribata çalışıyor.            Bizler, nefis taşıdığımız, melek olmadığımız; insan olduğumuza göre, fıtratımızda olan ve “imtihan sırrı” gereği, insafsız ve gaddar nefsin her an kuracağı tuzak ve oyunlara yenik düşme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bunun sebeblerini iyi tahlil edip; azgın ve gaddar nefsin ve onun yardımcıları olan; asabiyet, kör hissiyat, heves…vb hislerin tesirinde kalarak olumsuz hareketlerinden kaynaklan filleri  doğrudan doğruya o fiili yapan Mü’min kardeşlerimizin zatına değil de bu hislere verirsek daha insafla yaklaşma yoluna gireriz ki: doğru yol budur. Böylece hem isabet etmiş olur hem de İslâmî Hayatın sağlıklı devamına katkıda bulunmuş oluruz. Bütün bunların yanında en büyük siperimiz ve dayanağımızın ise: hiç ön şartsız Mü’minin mü’mine karşı gaybî ve vicahî dua etmesidir. Cenab-ı Hakkın inayet ve hıfzıyetine sığınmaktır.  Ruh, kalp ve ulvî hislerimizi devamlı manen besleyerek, vücut sarayında maneviyatı kuvvetlendirip, nefsi emmarenin kötülüğe meyletmesine fırsat vermemektir. Cüz’i irademizi müspete kullanarak, içinde bulunduğumuz camianın fertlerine karşı –her ne olursa olsun- samimiyet, uhuvvet, sadakat, afuvkârane muamele, nezaket, sabır ve göstermek ve birbirine katlanmaktır. Cenab-ı Hak bu tür imtihanlardan hepimizi yüz akıyla çıkarsın. Bütün İslâm âlemindeki Müslümanlar arasındaki uhuvvet ve samimiyeti artırsın inşallah. (Âmin). 03.02.2010 NEJAT EREN

Comments are closed.