OKUNAN KİTAPLAR, OKUYAN İNSANLAR
“Okumak” ile başlayan ve devam eden bu fâni hayat, gerçek manada okumamanın, okuyamamanın, hakikati öğrenemem ve görememenin dehşeti ve cehaleti ile harap olup gidecek. İlâhî emir böyle bilindirdiğine göre takdire de öyle olacaktır.
Ümmi peygamberin ümmeti bu olanlar, nübüvvet silsilesinin son halkası olan Hz. Muhammed’in getirdiği “Nur” ile kâinatı ve insanlığı ışıtıp ısıtan hakikatleri okuyarak, yazarak elde edip tarihe geçirdiler. Tarihi öyle yazdılar.
Tahribatçılar da tarih boyunca bunun aksini iddia edip, karanlığa çalışmaya devam ettiler ve ediyorlar. Konuyu az da olsa açıp, biraz kavramak için; kısaca tarihçesine bir bakıp sonra asıl konumuza dönelim.
Ülkemizde Cumhuriyet tarihiyle başlayan, bin yıllık ecdadın tarih ve kültürüne tamamen sırtını dönen ve her alanda olduğu gibi dil alanında kasten kısırlaştırılan, “etnik, ırkçılık ve devletçilik” kokan sözüm ona bir; ilim ve tahsil anlayışı var ve halen etkisini devam ettiriyor. Bunu anlamak için “harf inkılâbıyla” başlayan ve 1970 lere kadar devam eden, Türkçe alfabe diye de millete empoze edilen “Lâtin Alfabesinin” isimli: “Okuma! Kitaplarıdır:” “Yat Yat Uyu!” “Ali topu at. Suna Topu tut!” saçmalıklarıyla eğitim anlayışı, ilim tahsili ve ahlâkı ruhtan yoksun bu “resmi ideolojinin” papağanvari tekrarlarıyla dolu bu saçmalıkları yaım asırdan fazla okuyan nesillerin hâli ortada. Osmanlıya düşmanlığın, kendi öz tarih ve kültürüne sırt dönmenin tescilli markası bir uygulama! Ne gariptir ki; Alfabe işe olumsuzlukla başlıyordu! Kitabın kapağında da içinde de “Okuma!” olumsuz fiili vardı. Neden; Ders Kitabı, İlim Kitabı, Öğrenme Kitabı, Eğitim Kitabı, Hayat Kitabı …vb daha etkili ve güzel ifadeler kullanılmadı acaba? Dikkate değer değil mi? Evet bütün bunları millet olarak sorgulayamadık! Milletimizin birliği, beraberliği, kardeşliği ve huzuru için bütün bunlara katlandık. Ama bundan sonra bu böyle devam etmeyecek artık. Herkes tarihin karanlık sayfalarını kurcalayacak ve oynanan oyunları, gençliğe kurulan tuzakları, millete yapılan zulüm ve beyan edilen yalanları soracak, sorgulayacak! Çünkü biliyoruz ki: bunlar öyle hafife alınacak, gözden kaçan konular değil. Her şey belli bir plân ve program dâhilinde yapıldı. Hâlen de bu sinsi plân devam ettirilmeye çalışılıyor. Buna çok çarpıcı bir örnek olarak: Tek parti Devrinin Milli Eğitim bakanının resmi beyanatlarında: “Otuz sene sonra “Allah” Kelimesini asla diline almayan bir nesil meydana getirme plânı vardı. Resmi söylemlerde “Allaha ısmarladık” yerine: “görüşmek üzere” ifadesi ikame edilmiş, konulmuştu. “Türkçülük ve Kemalizm adına insanların “kafatası ölçme” işleri başlatılmıştı. İşte şu anda millet olarak çektiğimiz bunca sıkıntının temelinde bu yanlış ve çarpık uygulamalar yatıyor.
Okumayan bir milletin ve neslin böyle modern bir çağda, dünyanın bir köy haline geldiği bir asırda ayakta durup, hayatiyetini sağlıklı olarak devam ettirmesi mümkün olur mu? Elbette olmaz, olamaz! Peki ne yapmak gerek? Allah, insanoğluna akıl, fikir, mantık, muhakeme, hafıza, irade gibi kendi hayatını devam ettirmesi için birçok nimetler vermiş. Bunları yerli yerinde kullanarak hayatiyetini devam ettirecek. Hem Yaratanına iyi bir kul, hem peygamberine iyi bir ümmet, hem milletine, insanlığa, kendisine karşı iyi bir birey ve fert olacaktır.
Bu cennet vatan ülkemiz Türkiye’de milyonlarca insan bu derin çarpıklıkları birlilikte beraber yaşadık ve bir kısmı artık yavaş yavaş ortadan kalksa da daha birçoğunu maalesef hâlâ beraber yaşamaya devam ediyoruz. Ama bir hakkı teslim etmek gerektir ki: “Karanlığa mum değil “Işık” yakan bir irada çıktı bu ülkede Bediüzzaman Said Nursi. Hayatın bir parçası olan bir külliyat var elden ele, gönülden, gönüle, mekândan, mekâna, ilden ile dolaşan: Kur’anın Manevî Tefsiri “Risalei Nur Külliyatı!” Ve bir grup, cemaat, camia var bu ülkede dünyaya dal budak salmış “Nur Cemaati!”
Hakka teslim olanlar “Okumayı, ilim tahsil etmeyi, öğrenmeyi” hayatlarının bir parçası ve düsturu haline getirdiler. Hayatın gayesi ve vaz geçilmezleri arasına koydular. Çok daha önemlisi olan “okuma!” ile “okumak” ın mahiyetini kavrayıp “fiili okumayı” hayata geçirdiler. “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku… Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var!” hakikatini kavrayıp, sarıldılar ve onun gereğini yapmak için okuyorlar.
İşte bu camianın içinde bir meslek, meşreb ve misyon sahibi cemaat var: “Yeni Asya Nur Camiası!” Bu Nurlu camia kırk bir yıl önce “Gayemiz vatan sathını bir mektep yapmaktır.” Parolasıyla yola çıktı. O gün bu gündür: Bu nur yüzlü insanlar; hanımı, beyi, genci, ihtiyarı, çalışanı emeklisi, esnafı, memuru, bürokratı, sanatkârı: Kitap okuyor. “İlim okuyor. Kâinatı Okuyor! Hakkı okuyorlar. Kitap Okumak onların hayatlarının vaz geçilmez bir parçası.
Onların tatili, izni, emekliliği yoktur. Onların hafızalarının en müstesna köşesinde Hep “hizmet” vardır. Kalpleri, gönülleri, ruhları, ilâhiliğin, kudsiyetin, maneviyatın en derin his ve heyecanlarıyla doludur. Onların en başta ellerinde, dillerinde: Allah Kelâmı Kur’an vardır daim okunan. Cevşenleri vardır daima zikir için. Risale-i Nurlar vardır daima tefekkür ve fikir için.
“Yeni Asya’ları” vardır Hakikatin gür sesi, Nurların naşiri efkârı. Hakikatlerin L3ahikası. “Can Kardeş’leri vardır. Taze ve körpe gönüllerin tesellikârı, geleceğin ümtvarı. “Bizim Aile’leri” vardır. Hanelerin gül çiçeği, gönül kanefçesi. “Köprü’leri” vardır. Akademik platformdaki sesi, nefesi, ilim erbabıyla hakikat nüvesinde buluşma, müzakere, muhakeme, araştırma, tanışma, tanıtma vasıtası. “Genç Yaklaşım’ları vardır. Dinamizmin, enerjinin kaynağı, istikbal çiçekleri gençler sevda gönülleri için. “Sentez Haber’leri” vardır. İnternet dünyasıyla hakikatleri dünyayla paylaşmak ve gerçeklerle yüzleşmek için.
Onların, bu Nur Sevdalılarının bulunduğu her yer: evleri iş yerleri, vasıtaları, “Ayaklı Kütüphane “ mesabesindedir. Okurlar, okuttururlar, dinlerler, dinlettirirler. Tefekkür eder, ettirirler. “Oku!” emrine direnenlere karşı. “Okuma!” olumsuzluğuna karşı.
İşte ben bir aydan beri yukarıda bahsettiğim her gruptan bu gönül sevdalılarının içersindeydim. İzmir’in hizmet ve tarih dolu şirin Tire ilçesindeki fedakâr Nur kahramanlarının daveti üzerine başlattığımız “Hizmet yürüyüşü” Yine İzmir’in Bayındır İlçesindeki fedakâr ve gayretli ehli hizmetin ve gençlerin “Risale Okumak” programına katılmakla devam etti.
Burdur’daki çok hoş hizmet merkezimizdeki Burdur ve Ispartalı genç ve gayretli Üniversiteli kardeşlerimizle olan kısa beraberliğin ardından Bu mevsimde beyaza bürünmüş Yeşilin Tarihle buluştuğu Osmanlı ocağı güzel Bursa’mızdaki şahane hizmet merkezimizde Manisalı üniversiteli gençlerle geçirdiğimiz dolu dolu bir hafta onlar kadar beni de derinde etkiledi.
İstanbul “Şekerci Hanındaki çok hoş ve insanın içini ısıtan şahane mekânda yapılan ders, sohbet, toplantılarda alınan kararlardan sonra hizmet aşkıyla yanan Adapazarı’ndaki mütesanid cemaatin okumaya karşı olan derin vukufiyet ve heyecanı yaşadık.
Zonguldak’ta geçen bir haftamızın sadece bir gününü münhasıran evlât ve torunlarımıza ayırabildik. Her akşam başka bir yerde “İlim okuma meclislerinde” ruhlarımız teneffüs ediyordu.
Son olarak geçen haftaki yazımızda uzunca bahsettiğimiz üzere serhat Şehri Kars ilimizde hepimizi derinden etkileyen bir güzel programla, “Oku!” Emrinin gereklerini yerine getirmeye çalıştık.
Hasılı kelâm Allah’ın en başta bu ülke insanına bahşettiği harika bir “Külliyat” var elimizde. Ve de okuyan, okutan, kitapla dost bir cemaat var bu ülkede ve dünyada elhamdülillâh. Dünya durdukça okumayı devam ettirmek dilek ve temennisiyle. 16.02.2010 NEJAT EREN