BU ASRIN TAHRİBATINA KARŞI TAMİRDE GÖREV ALMAK.
Bu sadece belli bir kesimin, milletin, ideolojinin değil bütün dinlerin ve tüm insanlığın ortak bir derdi ve baş belasıdır. Acilen de çözülmesi gerekmektedir. Çünkü Tahribatın çok çabuk büyüme; tedbir alınmadı takdirde de çok kolay yayılma istidadı vardır.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da yol gösterici ve kurtuluş reçetesi İnsanlık için de Müslümanlar için de yine Kur’anda, Sünnette ve elbette ki İslâmiyet’tedir. Başka bir çıkar yolu ve çıkış tüneli maalesef görülmüyor. Çünkü mevcutlar hep denenmiş ve iflâs etmiştir.
Bu konuda gerçek Söz sahibi de asrın manevi tabibidir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi, her alanda olduğu bu “tahribat” asrında da yapıcı ve tamircidir. Yol göstericidir. Metot ortaya koyucudur. Çözüm üreticidir. Çünkü tahribat bu asrın en büyük belası ve hastalıklarından birisi çok yönlü ve çok büyük bir hadisedir.
İnsanoğlunu tahribata götüren genel sebebleri üzerinde birlikte kaynak referans olan Risalei Nur Külliyatı açısıyla kısaca bazı tespitlerde bulunmaya çalışalım.
Piyasaya sürülen ve “İlim ve bilim” adı altında gaflet ve “dalâletin” yolları olan, mat, sert, sağır olan pozitivist, maddeci ve tabiat tağutu ve tabiat fikri sabitliği.
Dünya hayatının faniliği, geçiciliği, medeniyet fantaziyelerinin aldatıcı ve uyuşturuculuğu.
Bütün fenalıklar ve günahlar ve şerlerin mayası ve esasları yok etmek, tahrip etmek, yıkmak, Vandalizm.
Sadece dünyevilik açısından hayata bakan zihniyetten dolayı; “Firak- ayrılık” ateşinin insan ruhunda ve his dünyasında meydana getirdiği çok şiddetli manevi yıkımlar.
Gaflet ve dalaletin en boğucu aldatıcı en geniş perdesi olan siyasetin yeryüzündeki pek çirkin, pek gaddar yüzü. Zulümler, katletmeler, soygunlar, ateş ve kan sahneleri.
İnsi ve cini, şeytanların mütemadiyen ürettikleri tahripkâr oyun ve tuzaklar.
Komünizm rejiminin, harplerin, istibdat ile merhametsizliğin, anarşistliğin, zalimliğin, hasetliğin, fenalık ve hevesat yollarının ve Süfyan komitesinin tahribatçı bid’adkâr rejimleri.
Bazan çok küçük bir hata, ihmal ve isyanın çok büyük tahribata dönüşmesi.
Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, çok küçük bir hareketle çok tahribat yapabilmeleri.
Belli olan bir iş veya görevi yapmamakla veya bir şartın bozulmasıyla ortaya çıkan koca bir tahribat.
Kalpte başlayan fesat ve fenalığın zamanla bir meyil dönüşüp; sonrada yıkıcı ve tahripkâr bir zevk uyandırmaya kadar gitmesi.
Haset, gıybet, zan, iftira, yalan, kandırmaca, emniyetin sarsılması, şahsi menfaat gibi daha bir çok şey bu meyanda sayılabilir.
Bütün bunlara karşı Çare nedir?
O da yine esas kaynaklarda zikredilmiştir.
Burada en mühim olan konu bütün bunları birçoğumuzun ilmen ve teorik olarak bildiği halde “tatbikat ve uygulamada” olan tembelliğimiz ve aymazlığımızdır. Bu önemli gediği ve tepeyi aşmadığımız müddetçe işimiz zorlaşmaya devam edecektir.
Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir.
Bu müthiş tahribata karşı Risale-i Nur’un metoduyla mukavemet edip, tamir etmektir.
Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi değil dünyayı içine alan büyük bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğündeki geniş bir kaleyi tamir ettiğinin idrakine varmaktır.
Bu duruma karşı ehl-i hak ve hakikatin Cenâb-ı Hakkın dergâhına ilticaya ve Kur’ânın himayesine girmesi gerekmektedir.
Bunun da tek yolunun Sünnet-i Seniyenin daire-i nuraniyesine seve seve dâhil olmaklıktan geçtiğini kabullenmektir.
Cin ve ins şeytanlarının şerlerinden, Allah’a iltica etmeden başka çıkar bir yol olmadığına tam olarak iman etmek gerektiğini kabullenmektir.
Bunun başka bir yolunun da takvayla, günahlardan kaçınmakla mümkün olacağını kavramaktır.
Harap etmenin ve tahripçiliğin çok kolay, tamir ve yapıcılığın çok zor olduğunu anlamaktır.
Tahribatçıların sayısının çok fazla olmasına karşı Risale-i Nur gibi bir tamircinin yerinde kullanılmasıyla büyük fütuhatların olabileceğine inanmak ve tatbikine geçmek lâzımdır. Çünkü bu alanda icra edilmiş olan geçmiş neticeleri ve tecrübeler çok tesirli ve pek harikadır.
Bir önemli konu da imanın şartlarından olan kadere tevilsiz iman etmektir.
İnsi ve cinni şeytanların kâinattaki müthiş tahriplerine, küfür, dalâlet ve şerrin bu kadar tahripkâr icraatlarına rağmen Cenab-ı Hakkın mülkünde icadda ve hilkate müdahaleleri olmadığı âşikârdır. Onların yaptıkları sadece ve sadece bir terk ve atâlettir, yani tembelliktir. Hayrı yaptırmamakla şerleri yapıyor olmaktır. Şer olmaktır.
Cenabı hak bütün inanlara akıl, feraset, iz’an ve anlayış versin ve bütün ehli imanı bu tür şerlerden ve şerirlerden muhafaza etsin. Âmin. 04.03.2010 NEJAT EREN